29 Temmuz 2008 Salı

CEDDİN DEDEN, NESLİN BABAN - İlhan İREM


CEDDİN DEDEN, NESLİN BABAN İlhan İREM Gece hışırtılı, ıslak ve soğuktu... Biraz da ürkünç... Uzaklarda iki üç ışık göz kırpıyordu. Alaca karanlık dalgalar kayalıklarda kişnerken, o kara eteklerini sürüyerek tepelerdeki şatoya yaklaşıyordu...


Yağlı meşaleler gökyüzünü isliyordu... Yosunlu zincirlerin kıyısında paslı haçlı askerleri zaman öldürüyorlardı...


Kapalıydı kara kapılar... Ve o, geceyle birlikte kara çarşafları sonbaharı süpürerek yaklaştı kapıya...

Açıldı kapılar...

Avludan geçti...

Küçüldü... Küçüldü...

Şimdi dolgun bacaklı mermer sütunlarıyla satrançlı bir salonda minicik bir piyondu...

Özenle tuttuğu fiyonklu fermanı ilk kez buruşturdu... Sonra, "kralım" dedi...

"Osmanlı sultanından haber var..."

Açtı ve okudu... Titrek sesi yankılandı duvarlarda:

"Tez açın Türklere Viyana kapılarını..."

"Tez acın..."

"Açın... " " Uçuştu sesler...

Karıştı kuşatma surlarına...


XXX


Avuç ayası Anadolu'ya konmuş bir elin parmakları gibi dağıldı Türkler dünyanın dört bir yanına... "Ceddin deden - Neslin baban..." "Tez açın kapıları..." "Açın..."Açıldı kapılar... Kimseler yoktu arkalarında.. Var mı açılan kapının/pencerenin faydası?... Boşsa arkası...


XXX


Onlar, en dinamik çağların ateşli temposuyla yürüyüp gittiler... Bizim dilimizde halâ iki ileri - bir geri mehter tangosu... Başımızda halâ çağlar öncesine Ceddin Deden'lerle ilmik atmaya çalışan boş bezirganlar varken, sanatımız da/ kültürümüz de, çırpınışımız da tarih masallarıyla gözleri bağlanmış dolap beygirleri gibi olduğu yerde dönüp dururlar... Dışardan gelen albenili çağrılara kapılan gençlik... Karamsarlığa programlanmış karmaşık İnsanlar... Kültür kargaşasında çağdaşlaşmayı unutanlar... Ve kırılmış bir aynadan yansıyan garip dağılımlar... Saz, İnce saz, ortaoyunu, oyun havaları, saray müziği, klasiklerden bir demet, Türk sanat müziği, Türk halk müziği (ötekiler halkın değil), Türk hafif müziği (bu adı "ağır" birisi koydu herhalde), Türk pop müziği (hafifliği kaldıramayanlar böyle diyorlar), arabesk (toplumun, patlatmaktan İnce bir zevk duyduğu sivilcesi...)


Aynamız bu...


Daha doğrusu, "Kırık görüntüler" bunlar...


Ve ellerindeki, yüreklerindeki bütün sırlarla kırılmış aynaları eritip bizim gerçek aynamızın, çağdaş Türk sanatının kalıbını dökmeye çalışan üç-beş hamleci var... Onlara "kaka" denmediği gün böyle bir tartışmanın daha yerinde olacağı kanısındayım.


Stüdyo İmge1985

IŞIK VE SEVGİYLE İLHAN İREM


IŞIK VE SEVGİYLE "Birleşsin bütün ellerden, krizalit kristaline", seslenişlerindeki evrensel açılımı.


Dünyada büyük bir duygusal çöküş yaşanıyor. Teknolojik gelişmeler doğayı ve insanı yok ediyor. İletişim devrimi ve bilgi çağı, evrensel bilinçten yoksun, duygusal ilişkileri kopuk, maddeye ve şekile programlanmış ruhsuz yığınlar oluşturdu. Oysa bu duyarsız yok oluşun ötesinde daha fazla para, güç ve nüfuz kazanmak kadar basit olmayan, derin insancıl ve ruhani bir güzelliğe sahibiz.


Düşüncelerimizin genişleyip yayılarak, diğer varlıklarla iletişime geçen hayatımızı, evreni değiştiren dalgalar olduğunu algıladığımızda evrensel bilincimiz uyanmaya başlıyor. Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız.


Bilinç, bir çocuk gibi kayanın, kuşun, bitkinin yaşadığına, hissettiğine, konuştuğuna inandığı zaman, kainatla bütün olma duygusunu yakalar. Işık ve sevgi insanları bu düşünceleri geliştirirken, toplumda ters orantılı bir değişim yaşanıyor. Barbarlaşan günlük hayatın sınırları içinde kalan insanlar, çocuk safiyetlerini kaybederek, yeni dünya düzenine ayak uyduruyorlar.

Herbirimiz yaydığımız yaşam gücü manyetik alanına sahibiz. Bu manevi gücün, kendi alanlarımızın ayırdına varabilseydik, bilinçli olarak temizleyip, negatif düşüncelerden arındırabilseydik, ruhlarımız birbiriyle buluştuğunda yeni ve çok başka ilişkiler içinde hayatlarımız ve planetimiz bugünkü kaosun ötesinde bir güzellikte olurdu. Canlı cansız bütün zerrecikleri ile bilinç halinde olan kozmosla sürekli etkileşim halindeyiz.


Bir sanat eseri... Trans zamanları... Veya doğaya derinlemesine bir bakış... Kainatla bütünleşme duygusunu yaşadığımız o görkemli zamanlarda çok daha yüce bir güzelliğin parçacığı olduğumuzu duyumsayabiliyoruz.

Evrenin anahtarı, yaradılışın tamamı ışıktandır.


Varlığın özü, yıldızlar ve yıldızlar arası boşluğun derinliği, görünen ve görünmeyen ışık dalgalarından oluşmuştur. Zihinsel güçleri, ruhani duyguları yetenekleri ve düşünceleri oluşturan sır ışığın dalga boyundaki hız değişiklikleridir.


Işık düşünce yoluyla yaratılabilecek zeki bir enerjidir. İnsan ışığın uyumlu titreşimlerinin gizemine ulaştığında düşünceleri evrensel sevgiye dönüşmeye, aydınlanmaya başlar.


Evrenin sonsuz yayıcı ışık enerjisi ile meditasyon boyutlarında bütünleşip etkileşerek diğer canlılarla evrensel bir iletişime geçebilmek. Hepsi kendi içsel derinliğimiz olan kozmosun başka noktalarından titreşimler ilhamlar almak.


Yaratmaya yönelik olarak transa geçtiğimde, bir tür yankılanma duygusu ile kendimi doğanın titreşimlerine ayarlıyorum. Üretirken olağanüstü bir şeyin parçası olduğumu duyumsuyorum. Üretmek ve üretileni gerçekten algılayarak hissetmek büyülü bir tecrübedir. Gerçek sanat yapıtını izlerken insanlar kendilerini küçük ya da azalmış olarak değil, olağanüstü bir görkemin parçası olarak hissederler.


Müziğimi meditasyon boyutlarında dinleyenler, algıladıkları bir yansıma ile çevrelerindekilerinin enerjilerini etkileyen, tüm dünyaya ve kainatlara dalga dalga yayılan bir enerji yaratıyorlar. Hisseden bir vücudumuz var.


Hayatın gücü olan enerji ve hayatın kaynağı hakkında bir şeyler söyleyebilecek varlıklarla ilişkiye geçecek bir yeteneğimiz var. Atom çağındayız. İnsanoğlu silahlarını ateşlemeye başladığında, gökyüzünde ışıklar görünmeye başladı.


Yaşamımızın amacı ruhumuzun geliştirilmesidir. Ruhumuz evrensel yaşam kıvılcımının, ilahi yaşam enerjisinin bir parçası...


İçinde yaşadığımız şahane bir gerçeklik var. Bu gerçekliği evrensel sevgi bütünlüğünü hissediyorum.


Dünyanın bir yerinde olan bir olayın her noktada tepkiler yarattığını duyumsayabilen, kainat bilincine ulaşmış insanlar var.


Böyle büyük bir kriz yaşanmasaydı belki de insanların bazıları böyle bir bütünlük bilincine ulaşamazlardı. Pozitif ve negatif düşüncelerin çevremizde yarattığı etkileşimleri görüyoruz. En duyarsız ortamlarda dahi çevremizi karartmak veya yaşam enerjimizle aydınlatmak elimizde. Hayatımızın yaratıcısıyız.


Umut geleceğe dair bir kavram değil. Bizden yansıyan titreşimlerle şekillenen bir enerji. Her şeyle birlikte doğanın yasaları da gelişiyor, değişiyor.


Düşünce ve davranışlarımızın yaydığı enerjilerle şekillenen, hisseden hafızasında tutan, yaşayan kainat gerçeği, güzel insan olma sorumluluğumuzu arttırmalı.


Herşey her an sonsuz bir değişim halindeyse bence bu yolculuğun güzelliği, hiçbir boyutta hiçbir şekilde kesin bir varış ve bilgelik noktası olmayışıdır.


Her an gelişen yenilenen bilincin, sınırsız özgürlüklere, yeni oktavlara açık maceralarından korkmadan, eskiyen öğretilere kilitlenip, kısırdöngülere düşmeden, bu gizemli, görkemli, sonsuz yolculuğu sürdürmeli.


Işık ve sevgiyle... Fenomen Dergisi

Işık ve Sevgiyle 30 Yıl - İlhan İrem


Çok uzun yıllardır sır gibi sakladığı, yeni şarkılardan oluşan bir proje üzerinde çalışan İlhan İrem, sanat hayatının otuzuncu yılında, dinleyicilerine bir 'güzelleme' sunuyor.Bir anlamda 'Geçmişe Veda' albümü bu...


Ancak, onsekiz şarkılık antoloji öylesine bir kurgu içeriyor ki ;


Giderek saran, derinleşen bir atmosferde...Şeffaf aşk şarkıları söyleyen gencecik bir sanatçının, yıllarla sanatında nasıl devleşip bir efsaneye dönüştüğünü duyumsayacaksınız. İç uzaylarınıza olabildiğince özgür ve yerçekimsiz açılabilirseniz...Lirik bir güzelliğin uçuşan tüllerinde, tümden kaybolduğuna hükmettiğiniz insansı titreyişleri...Hala bir yerlerden gülümseyen, güzel geleceğin çağrısını hissedebilirsiniz...


30 Yıl...


Bir


Ömür !


1973 Yılında, 'Birleşsin Bütün Eller' ile başlattığı yolculuğu bambaşka boyutlara taşıyarak...Yapıtlarıyla, yaşamıyla büyülü bir serüvene dönüştüren...Popüler gündemin en parlak yıldızı iken...Düzenin dayatmalarını elinin tersiyle iterek sanat yolunu seçmiş...Duruşunu hiç bozmamış bir ozan. Sulandırılmış hiçbir tanıtım desteği olmaksızın...Yalnızca yapıtlarının gücüyle, çok nitelikli kitleyle paylaşımlarını sürdüren bir 'sanatçı' Otuz yıla ; On single, yirmiiki albüm, kitaplar, resim sergileri, pek çok ödül, yedi altın plak, yayınlanmış üçyüz, henüz yayınlanmamış binlerce beste sığdırmış İrem...


Ama hepsinden önemlisi ;


Onun 'Işık ve Sevgiyle' bezenmiş yapıtlarıyla hayatlarını anlamlandıran, 13-14 yaşlarından başlayarak, çok geniş bir yelpazeyle açılan sessiz kalabalıklar...Otuz yıldır derinleştikçe netleşen bir anlatımla, düşüncelerimizden, yüreğimizden, hayatımızdan... Gün be gün yitip giden öte güzellikleri dile getiriyor...


Ancak gönül gözlerimizle görebileceğimiz...


Giderek artan dozlarda... Sessiz çığlıklar... Heyecanlar...


Dinleyicisine bir anlık 'farkediş' le milatlar yaşatan şarkılar...


'HERŞEY ŞİMDİ BAŞLIYOR'


Altın plakların o ilk güzelliğini yansıtan versiyonlarının sıralandığı albümün arka kapağında böyle yazıyor.'


Boşver Arkadaş', 'Yazık Oldu Yarınlara', 'Sensiz de Yaşanıyor' , 'Anlasana' , 'Sen Bilirsin' , 'Konuşamıyorum


'Sonrasında, 'Kuklacı Amca' ve sahaflarda, müzayedelerde peşine düşülen pek çok şarkı !


Antolojik yapısının yanısıra, daha önceki 'Best Of' ların tamamlayıcısı niteliğinde bir albüm.


'Şalamar' ın rock versiyonunda, 'Babil Kulesi' ve 'Dua' daki kutsal atlıları... Işığın cennetine doğru kanatlanışını duyacaksınız ! Macera, kainatın iç çekişi ile sonlanıyor ;


'Cennetin Kıpırtıları' biterken, geleceğin gizil bir habercisi olarak...


Sevecenlere tek cümlelik sesleniş...Dinleyin !

İLHAN İREM HAKKINDA GENİŞ BİLGİ...



İlhan İrem 1 Nisan 1955'te Bursa'da doğdu. 1969 yılında ortaokul son sınıftayken, okul orkestrasının solisti olarak müziğe ilk adımını attı. 1970 yılında Milliyet Gazetesi'nin düzenlediği liselerarası müzik yarışmasında Meltemler adını verdikleri orkestraları ile Marmara Bölgesi birincisi oldu. Meltemler ile 1970 - 1973 yılları arasında Bursa Çelik Palas Oteli ve Uludağ'daki çeşitli otellerde dans müziği şarkıcılığı yaptı.


1973 yılında kendi imkanları ile Diskotür firmasına yaptığı ilk 45'liği "Birleşsin Bütün Eller - Bazen Neşe Bazen Keder" ile beklediği başarıyı yakalayamadı. Plak firmasının bestelerini başka sanatçılara söyletme isteğini geri çevirdikten sonra yapmış olduğu ikinci 45'liği "Yazık Oldu Yarınlara - Haydi Sil Gözlerini" genç sanatçıyı bir anda en popüler sarkıcı konumuna getirdi. 1975 yılında yayınlanan üçüncü 45'liği "Anlasana" ile de başarısını devam ettirdi. 1976 yılında yayınladığı dördüncü 45'liğinde Tanrı'yı sorguladığı "Kuklacı Amca" 45'liği gelen baskılar sonucunda plak şirketi tarafından piyasadan toplatıldı. 1976 yılında ilk LP çalışması olan "İlhan İrem 1973-1976" yayınlandı. "Üzülme Dostum", "Havalar Nasıl", "Ayrılık Akşamı", "Sensiz de Yaşanıyor", "Bal Ağızlım" gibi her yaptığı 45'lik liste başı oldu 1973-1981 yılları arasında toplam 10 adet 45'liği yayınladı.


1979 yılında yayınladığı senfonik yapıdaki "Sevgiliye" LPsi ile ilk defa akademik bir çalışmayla müzik yaşamında yeni bir yola saptı. "Sevgiliye" albümünde ilk defa kendi yazdığı sözler dışında bir Nazım Hikmet şiiri olan "Hoşgeldin"i besteler ve seslendirir. "Bir Yıldız" adlı bestesi 1979 Eurovision Türkiye finaline kalır ama yarışamadan askere alınır. 1981 yılında askerliğinde yaptığı bestelerden oluşan "Bezgin" yayınlanır. 1983 yılında yedi yıllık bir çalışmanın ürünü olan ve sanatçının kendisi tarafından "Rock senfonisi" olarak adlandırılmış üçlemesi "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..." sırayla yayınlanmaya başlanır.


1984 yılında Türkiye'yi Bulgaristan'da düzenlenen Altın Orfe Yarışması'nda temsil eder. Dereceye giremez ama "Gazeteciler Özel Ödülü"nü kazanır. 1985 yılında üçlemenin ikinci ürünü olan "Köprü" ile birlikte "Pencere.. Köprü... Ve Ötesi..." (Hikaye) adında ilk defa bir plağın öyküsü çizgilerle anlatılmış olarak piyasaya çıkar. 1986 yılında sözlerini yazdığı "Halley" Melih Kibar tarafından bestelendi ve Türkiye'ye Eurovision Şarkı Yarışması'nda o yıla kadar alınan en iyi dereceyi getirdi. 1987 yılında üçlemenin sonuncusu "Ve Ötesi", "Uzaklarda Biri Var" (Denemeler) ile birlikte yayınlandı. 1988 yılında "Dünden Yarına" adlı albümü, 1989 yılında "Uçun Kuşlar" albümleri yayınlandı. 1990 yılında üçüncü kitap olan "Katastrof" (Şiirler) ve "Pencere.. Köprü... Ve Ötesi..." yayınlandı. 1992 yılında "İlhan-ı Aşk" albümünü yayınladı.


1994 yılında yayınlanan "Koridor" ve "Romans" albümleri ile birlikte aynı yıl dördüncü kitap "Delirium" (Denemeler) piyasaya çıktı. 1995 yılında "Sevgililer Günü / The Best Of İlhan İrem 1", 1997 yılında "Aşk İksiri & Cadı Ağacı / The Best Of İlhan İrem 2", 1998 yılında "Hayat Öpücüğü / The Best Of İlhan İrem 3" albümü ve "Millenium / Sanalizasyon Fareleri, Yarasalar ve Diğerleri" (Denemeler) adlı beşinci kitap okuyucuya ulaştı. 2000 yılında eski çalışmaları olan "Bezgin", "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..." albümleri, bazı bölümleri yeniden mix edilmiş orijinal kayıtlarıyla "Bezginin Gizli Mektupları", "Uçuk Mavi Pencere", "Bulutlara Köprü", "Düşler ve Ötesi" isimleriyle tekrar piyasaya çıktı.


Bu adam kadar Yüce bir sanatçı gerçekten zor bulunur Türkiye'de.Zaten Bursalı olmasıda bunun göstergesi.Şu an nerede yaşadığını, ve hangi projelerle uğraştığını bilmiyorum.Bazı internet forumlarında günümüz medyasını protesto etmek için hiçbir şekilde röportaj kabul etmediğini yazmışlar. Sonuçta ülkemiz için çok büyük bir şans İlhan İrem, umarım en kısa zamanda konserleriyle karşımıza çıkar.

İlhan İrem (d. 1 Nisan 1955, Bursa) 1969 - Ortaokul son sınıfta 14 yaşındayken okulun lise bölümünde okuyan müzisyenlerin çağrısıyla, okul orkestrasına solist olarak girdi.


1970 - Meltemler orkestrası ile Milliyet gazetesinin düzenlediği Liselerarası Müzik Yarışması'nda Marmara Bölgesi birincisi oldu. Aynı kadro ile 1972'ye kadar Bursa Çelik Palas Oteli'nde ve Uludağ diskolarında dans müziği şarkıcılığını sürdürdü.


1973 - Besteci, söz yazarı, yorumcu olarak müzik dünyasına girdi. İlk 45'lik: "Birleşsin Bütün Eller / Bazen Neşe Bazen Keder".


1974 - İlk hit: "Yazık Oldu Yarınlara / Haydi Sil Gözlerini" İkinci 45'lik.


1975 - "Anlasana / Ne Güzel Bak Yaşamak" Üçüncü 45'lik.


1976 - "Bir Varmış Bir Yokmuş (Kuklacı Amca) /Hasretim Sana". Dördüncü 45'lik.

Tanrı'yı sorguladığı, metafizik bağlamdaki ilk yapıtı 30.000 adet basıldıktan sonra gelen baskılar sonucu plak şirketi tarafından toplatıldı.


1975 - "Ver Elini / Üzülme Dostum". Beşinci 45'lik.


1976 - "İlhan İrem 1973-1976". İlk 33'lük.


1976 - "Havalar Nasıl / Gözünü Seveyim". Altıncı 45'lik.


1977 - "Sensiz de Yaşanıyor (İşte Hayat) / Son Selam". Yedinci 45'lik.


1978 - "Ayrılık Akşamı (Konuşamıyorum) / Sen Bilirsin". Sekizinci 45'lik.


1979 - "Bir Zamanlar / Yeni Bir Şarkı". Dokuzuncu 45'lik.


1979 - İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın da yer aldığı kalabalık müzisyen kadrosu eşliğinde doldurduğu senfonik anlamdaki albüm çalışması: "Sevgiliye". Esin Engin'in aranjörlüğünde hazırlanan albümde ilk kez akademik bir çalışmaya girer ve ilk kez kendisine ait olmayan bir şiiri besteler: Nazım Hikmet-Hoşgeldin. Albümün şarkılarından "Bir Yıldız" ile 1979 Eurovision Türkiye finaline kalan sanatçı, yarışamadan askere alındı.


1980 - Eylül ayında askerden döndü. 70'li yıllar boyunca aşk baladları söyleyen İrem, bir değişim sürecine girdi. 80'lerin ikinci yarısında belirginleşen bu yeni çizgi, yeni bir dinleyici kitlesi ile bütünleşti. Bu arada düşünceleriyle, görüntüsüyle, ürettikleriyle bambaşka bir İlhan İrem doğdu. Sanatçının anlatımıyla bu değişim 12 Eylül sonrası gördüğü Türkiye manzaralarında yaşadıklarıyla, birikimleriyle şekillenen bir değişimdi. İrem'in anladığı manadaki pop müziğin erimesi, arabeskin krallığı, ardından gelen piyanist ve udi şantörler, kısacası müziğin el değiştirmesi bir yana; asıl devrimi başlatan, insan ve sanatçı olarak farklı bir çizgiye yönelişini ateşleyen olgu, en yakınlarından başlayarak sevdiklerinde, arkadaşlıklarında, müzik dünyasında ve neredeyse tüm Türkiye genelinde hissettiği duyarsızlıktı. İnsanların birbirinden uzaklaşması, ilişkilerin, sevgilerin şekilciliğe, sahteciliğe dönüşmesi, göçler ve arabesk yaşamın teknoloji transferi ile reaksiyona girip pop çağını patlatması... Böyle bir ortamda insan olarak, sanatçı olarak hayatının anlamını sorgulamaya başladı. 1980 yılına kadarki hayatını gözden geçirince, içtenliksiz, soluk, günü yaşayan anlamsız kalabalıklar olduğuna karar verdiği insanlardan ve üretilenden çok şekille ilgilenen popüler kültürden uzaklaştı. Bir anlamda yabancılaşarak 87'ye kadar sürecek bir inziva için evine kapandı. Kalın perdeleri sıkı sıkıya örtülü Tarabya'daki evinde bugünkü İlhan'ı oluşturan uzun yalnızlıklar yaşadı. Kendi içine, iç uzaylarına derin yolculuklar yapmayı öğrendi. Bu kapanış 70'lerin şarkılarındaki iyileşmez hüzünden mistik huzura, metafiziğe uzanan bir serüven başlattı.


1981 - Döneme göndermeler içeren onuncu ve son 45'liği "Er Mektubu Görülmüştür / Bal Ağızlım" ile askerde yaptığı bestelerinden oluşan albümü "Bezgin" yayınlandı. Aynı günlerde, yedi yıllık bir çalışmanın ürünü olacak, kesintisiz 150 dakikalık bir rock senfoni olan "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..." üçlemesini bestelemeye ve kitabını yazmaya başladı.


1983 - Yaşam, ölüm ve ölüm ötesinin anlatıldığı üçlemenin ilk ayağı olan "Pencere" yayınlandı. Şarkı sözlerindeki evrensel örgü ve derinlik, metafizik çıkışlı kozmik açılımlar ve yüksek müzikalite.


1985 - Üçlemenin ikinci albümü olan "Köprü": Enerji dönüşümü bağlamında ölümün anlatımı. Yayımlanan ilk kitabı olan "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..."nde İlhan İrem'in rock senfonideki müzikal anlatımı kaleme aldığı öyküsü, bu öykünün Nuri Kurtcebe tarafından görüntülenmiş çizgileri ile Burak Eldem, İzzet Eti ve Adnan Özer'in İlhan İrem müziği üzerine kapsamlı bir araştırması yer aldı. Aynı yıl İlhan İrem'in üretimlerindeki titreşimleri algılayan, "ışık ve sevgiyle" felsefesini hayatlarına geçiren dinleyicileri tarafından İrem Bağı adlı birliktelik kuruldu.


1986 - Türkiye'ye Eurovision'da o zamana kadar en iyi ikinci dereceyi getiren "Halley" projesini yapıp, sözlerini yazdı, besteci Melih Kibar'a teslim etti. TRT ile olan sorunları yüzünden yurt dışındaki yarışmaya gitmedi. Resim çalışmaları ve Bursa'da ilk sergi.


1987 - İrem müziğinin evrensel huzura ve meditasyon boyutlarına ulaştığı albüm: "Ve Ötesi". Yayımlanan ikinci kitap: "Uzaklarda Biri Var (Denemeler)".


1988 - Eski ve yeni dinleyicileri buluşturmak için bir albüm: "Dünden Yarına".


1989 - "Uçun Kuşlar Uçun" albümü. Kültür Bakanlığı tarafından albümden çıkarılması şartıyla bandrol verilen, halen yayını ve çalınması yasak şarkı "Blues For Molla".


1990 - Üçüncü kitap: "Katastrof (Şiirler)".


1991 - Hansu İrem ile evlendi (1 Ekim).


1992 - "İlhan-ı Aşk" albümü.


1994 - "Koridor": 8 yılda tamamlanan yapıt bir anlamda ulaşılan şiirsel ve müzikal yetkinliğin, İlhan İrem felsefesinin manifestosu niteliğinde. Dördüncü kitap: "Delirium (Denemeler)". Ayrıca sert ritimli şarkılar ayıklanarak ve bazı ilavelerle Koridor albümünün meditasyon versiyonu "Romans" albümü.


1995 - "Sevgililer Günü / The Best Of İlhan İrem1" albümü.


1997 - "Aşk İksiri & Cadı Ağacı / The Best Of İlhan İrem2" albümü.


1998 - "Hayat Öpücüğü / The Best Of İlhan İrem3" albümü. Beşinci Kitap: "Millenium/Sanalizasyon Fareleri, Yarasalar Ve Diğerleri Denemeler)".


2000 - İlhan İrem sevenlerden gelen yoğun istek üzerine 1980'li yıllarda çıkardığı "Bezgin", "Pencere", "Köprü", "Ve Ötesi" isimli albümlerini, aynı yıllarda kaydedilmiş özdeş versiyonlarla tekrar yayınladı: "Bezginin Gizli Mektupları", "Uçuk Mavi Pencere", "Bulutlara Köprü", "Düşler ve Ötesi".


2001 - İlhan İrem uzun süredir üzerinde çalıştığı, yeni şarkılardan oluşan albümünü yedi yılda tamamlayıp yayımladı: "Seni Seviyorum". Bu albüm sanatçının anlatımlarının gelecekte ulaşacağı boyutlara dair derin işaretler taşımaktadır.


2002 - Şalamar (rock versiyon), sadece radyolarda çalınmak üzere dağıtıldı.


2003 - "Bir Meleğe Aşık Oldum / Best Of 4" le birlikte tüm diskografisi ulaşılabilir hale geldi.


2004 - "Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" albümüyle 30. sanat yılını kutladı ve "HERŞEY ŞİMDİ BAŞLIYOR" dedi.


2006 - "Cennet İlahileri" albümünü yayınladı ve “üretimlerimin şahikası bir albüm oluşturdum.” diye nitelendirdi.


2006 - 14 yıllık hasretin ardından 29 Eylül İstanbul konseri ile başlayan, İzmir ve Ankara ile devam edecek konser organizasyonu düzenlendi.


İlhan İrem’le ilgili bazı önemli linkler : http://www.ilhaniremkonserleri.com












Sanatçınınn en sevdiğim şarkısı '' Olanlar Olmuş '' tur Giderken bıraktığım Asmalar üzüm olmuş Yerlerde bütün kollar Bütün bağlar bozulmuş Ben mi geç kaldım? Yoksa mevsimler mi soğumuş? Görmeyeli buralara Olanlar olmuş...... Giderken bıraktığım Gökyüzü toprak olmuş Yıldızlar çakıltaşı Güneş bir yaprak olmuş Ben mi yaşlandım? Yoksa dünya mı alt-üst olmuş? Görmeyeli buralara Olanlar olmuş...... Kalsaydın Yokluğunla yokolmazdı Bu şehir... Kaçmakla mutluluklar Bulunmuyor bunu bil... Yaprak kıpırdamıyor Yüreğim öyle susmuş Sana... bana... sevgimize Olanlar olmuş...... Giderken bıraktığım Gülüşler bakış olmuş Kahkahalar buralarda Özlenen yakış olmuş Ben mi gülmüyorum tanrım? İnsanlar mı somurtmuş Görmeyeli buralara Olanlar olmuş......

CENNET İLAHİLERİ...


Yazık Oldu Yarınlara, Anlasana, İşte Hayat, Sazlıklardan Havalanan, Konuşamıyorum, Boş Ver Arkadaş gibi bir dönemin en çok satan albümlerine imza atan İlhan İrem, 33. albümü 'Cennet İlahileri'ne olan ilgiden bir hayli memnun.


İki yıl aradan sonra TMC Müzik'ten piyasaya çıkan 'Cennet İlahileri' adlı albümde iki şarkıya birden klip çeken İlhan İrem, ilk klibini 'Allahım Aç Kapılarını', ikinci klibini ise 'Müjde' adlı esere çekti. İlk klipte görünmeyi tercih eden İlhan İrem, ikinci klibinde görünmemeyi tercih etti...Mesaj dolu iki klip İlhan İrem, 'Cennet İlahileri' isimli son albümünde yer alan 'Aşk Kapıları' ve 'Müjde' adlı şarkılara klip çekti. Bu ayın sonunda yayınlanmaya başlayacak 'Aşk Kapıları' klibi, Fatih Camii avlusu, Meryem Ana Kilisesi ve Galata Mevlevihanesi'nde çekildi.
İlhan İrem'e bu klipte, semazenler ve balet Ozan Yıldırım eşlik etti. İlahi aşkı, sevginin yüceliğini, dinlerin, insanların kardeşliğini, sınırsızlığı, ayrılıkların olmayışını vurgulayan klipte, sanatçı izleyicilerine yine gizemli mesajlar veriyor. Aralık ayında yayınlanacak 'Müjde' adlı klipte ise, kaderleri ortak, değişik gelin temaları işleniyor. Töre cinayetlerinde, doğal felaketlerde ölen, öldürülen gelinlerin hikayesi. İki klibi de sanatçının eşi Hansu İrem yönetti.'Bizi anlayanlar anlar'Yönetmenliğini eşi Hansu İrem'in yaptığı ilk klipte sanatçı görünmeyi tercih ederken, ikincisinde hiç görünmemeyi tercih etti. İlhan İrem Star Gazetesi'ne yaptığı özel açıklamada 'Eserlerimle ortada olmayı seviyorum. 'Işık ve sevgiyle' felsefesini benimsemiş bir sanatçı olarak benim hakkımda kimin ne düşündüğü o kadar önemli değil, çünkü biz 100 metre koşucusu değil, maraton koşucusuyuz. Bizi anlayanlar anlar' dedi.

'DUA' BU TOPRAKLARA CANLARINI VEREN MEHMETÇİKLER İÇİN YAZILMIŞTIR.


Müziğe 14 yıl ara verdikten ve bir suskunluk döneminden sonra yeniden hayranlarınızın karşısına çıkıyorsunuz. Ancak bu uzun zaman dilimine rağmen sanki hiç ayrılık olmamışçasına, sevenlerinizi bıraktığınız yerde bulabiliyorsunuz. Arada sağlam bir köprü ve güçlü bir sevgi alışverişi var. Bunun mutlaka bir sırrı olmalı!
Müziğe asla ara vermedim. 29 Eylül 2006 tarihindeki, İstanbul Açıkhava Tiyatrosu konserine kadar geçen 14 yıllık süreçte her ene bir albümüm yayınlandı.
Yalnızca fiziksel anlamda uzak olduğum zamanlardı.
Kaçış ya da kırgınlık değil, net bir tavır ve karşı duruş içindeyim.
Yazdıklarım ve yaşadıklarımla huzurluyum.
Sonuncusu, 25 Ağustos 2007’de Kuruçeşme Arena’da gerçekleşen dört konser verdim.
İzleyicilerimle ‘Tekyürek’ olduğumuz tarifsiz yürek büyüleri yaşandı.
Sır, üretirken kainatla zaman ve mekanın olmadığı boyutta, şekillerden azade buluşmalarda.

Sanatçıların en büyük korkusudur unutulmak, ilgiden ve sevgiden yoksun kalmak. Oysa sizin böyle bir tedirginliğiniz ve endişeniz yok. Bu çıkmazı nasıl aştınız?
Ruhunuzla üretiyorsanız, ruhlarını yitirmemişler sizi anlarlar, ruhlarının taa içlerinde duyumsarlar.
Gönülleri titreten, irkilten ezgiler, enstrumantal de olsa, bilmediğiniz bir dilden de söylense, sizi başka alemlere götürür.
Bu yolculukta öyle şeyler paylaşılır ki, artık herşeyin ötesindesinizdir.

Bu uzun ayrılık döneminde İlhan İrem’in müzikal duruşunda ve ruhunda olagelen değişimlerden, devinimlerden söz eder misiniz?
1983’te ‘Pencere’ ile başlatıp, ‘Köprü’ , ‘Ve Ötesi’ ile girdiğim koridor,
2001’de ‘Seni Seviyorum’ ile şekil değiştirdi.
Her albümle gönlümün bir kilidini açıyorum.
Kendine dönüşlerle, sonsuz hatırlayışlarla, keskin, koyu yalnızlıklarda.
‘Ayrılık’ sizin ona verdiğiniz anlamla varken yok olmuyor mu?

Mucizelere inanır mısınız? Yanıtınız “Evet” ise insanların mucizelere inancını güçlendirmek adına yaşadığınız bir mucizeyi bizimle paylaşır mısınız?
Mucizelere inanmayacak kadar büyük bir mucizenin parçasıyım!
Başka bir deyişle, artık herşey olağan.
Sessizlikte mahşeri uğultular, muhteşem senfoniler var.
Normal duyuşlara indirgenmemiş, yazı ve ses formatına dönüşmemiş fısıltılar.
Her an daha büyülü bir biçimde, olağan bir akış haline dönüşen bir ışık yolculuğu.
Einstein, ‘Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbirşeyin mucize olmadığını düşünmek,
diğeri herşeyin mucize olduğunu düşünmek.’ demiş. Mucizeyi hissetmenin olağan dinginliği.

Çözülmesi zor bir bilmece olmak, mesajı direkt vermekten daha mı etkili sizce?
Yalnızca yaşadıklarımı yazıyorum.
Çok açık ve net olarak da anlattığımı sanıyorum.
Yaşananlar, masalsı, şiirsel ve mucizevi olabilir.
Bu benim hayatım. Ve ben yalnızca yaşadığımı yazıyorum.

Bir röportajınızda şarkılarınızın yatıştırıcı etkisi olduğunu okudum. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları’nda tedavi görenlere sizin şarkılarınız dinletiliyormuş. Siz bu ifadeyi doğrulamışsınız.
1975 yılından beri bu tip haberler yayınlanıyor.
Bana da, yurtiçinden ve yurtdışından bu konuda somut bilgiler geliyor.
Pozitif enerji akışını duru kalmış ruhlar daha iyi hissediyorlar.
Bu huzurlu paylaşımdan mutluluk duyuyorum.

Keyifle dinlediğim Dua şarkınız nasıl bir içsel yolculuğun sonucu yazıldı? Duanın gücüne inanır mısınız?
‘Dua’ bu topraklar uğruna canlarını veren Mehmetçikler için yazılmıştır.
İşte bu, sözün bittiği an!
Ruhları şad olsun.

Çok sağlam bir hayran kitlesine sahipsiniz. Diğer sanatçıların aksine müzikten ne kadar uzak kalırsanız kalın, vedaların sessizliğine karşın, dönüşleriniz görkemli oluyor. Konserleriniz tıklım tıklım, albümleriniz, kitaplarınız kapış kapış.
Böylesi köklü ve coşkulu bir sevgi egonuz üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?
Hava iyice ağırlaşınca, gece ormanlarından çıkıp gittim.
Yıldız olmanın bütün getirilerini terkedip, ‘Pencere’den dışarıya uçtum.
Herşeyden azade bir yerdeyim! ‘Ego’ sözcüğü anılarda bile yok!

1973 Yılında, “Birleşsin Bütün Eller” adlı şarkıyla başlayan ve günümüze değin süren müzikal yolculuğunuzun bir analizini yapar mısınız? Bundan sonrası için koyduğunuz hedefler neler? Yapmayı planladıklarınız?
‘Işık ve Sevgiyle 30 Yıl’ albümünün kapağına ‘Herşey şimdi başlıyor’ yazmıştım. Gerçekten öyle.
Çok doluyum. Sesimin ve sanatımın doruk noktasında, yoğun bir yaratım dönemindeyim.
2008 Otuzbeşinci ışık yılım.
35. yıl için çok özel bir albüm hazırlamak, değişik konseptlerde konserler vermek istiyorum.
1973’te başlayan aşk anlatımları, özde aynı kalarak, yaklaşık on yılda bir milat yaşadı.
10 Single, 23 Albüm, 6 kitap yayınlandı bu süreçte.
Konserlerimin olağanüstü atmosferi ve ‘tekyürek’ oluşumuzun, müzik çevresinden bazı isimleri rahatsız etmesi sonucu, bana karşı bir engelleme çabasının olduğunu belirtmeliyim.
Duyduklarım ve yaşadıklarım bende kalacak şekilde, bu konuyu kapatıyorum.
Konserler sürecek.

İlhan İrem’i bir dörtlük ile ifade etmenizi istesem? Hangi şiirin dizeleri iç dünyanızı tüm çıplaklığıyla ve sadeliğiyle gözler önüne serer?
(…)Seni hiç anlamadan
Şaşkın seyrettiler olağanüstü renklerine
bakıp,Işıklı semalarda uçucu masumluğun Sonsuz diyarlara kanat açıp süzülen
Uç yalnız uç alaca tüylü kuş Uç yalnız uç başında bulut sevdalı bulut
Asla pes etme!Sarıl hayataSımsıkı sarıl yalnızlığınaTek gerçek olan sensinYedi kat göklerdesinİnandığın ötelere ötelere!
Uç yalnız uç...
(Alaca Tüylü Kuş / Seni Seviyorum albümü / İlhan İrem / 2001)

Hassas, duyarlı ve kırılgan bir yapınız olduğu sonucuna varıyoruz, eserlerinizden, söylemlerinizden, müziğinizden. Oysa bir de ayın görünmeyen yüzü vardır. Karanlıkta kalan. İlhan İrem’in bu yönü üzerine konuşalım mı biraz?
Yaşarken kalbinde, yaratırken zerrelerindeyim hayatın.
Sonsuz huzurla ürettiklerimi, profesyonel bir disiplinle sarıp sarmalıyorum.
Benden, beni anlatmamı istiyorsunuz. Ayın karanlık yüzünü.
Bir ışık tayfı halinde, bütün renklerim yansıyor eserlerimden.
Gölgeler gece körlüğü, göz yanılması.

“Dünya artık öyle geri dönüşsüz bir felakete doğru sürükleniyor ki, düşünceleri dumura uğramamış, geleceği görebilen, kaygılanan herkesin yazıp söylemekten daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Sırça saraylardan çıkacağız.” İfadelerini kullanmışsınız bir yazıda! Kendi payınıza bu gidişatı değiştirmek adına neler yapmayı planlıyor, ne tür somut adımlar atmayı düşünüyorsunuz?
İrembağı’nın başlattığı çalışmalar genişleyerek sürecek.
‘Işık ve Sevgi’ anlatımları, çevre sorunları, savaş ve küreselleşme karşıtlığı gibi konuları da kapsıyor.
Çok kalabalık bir haberleşme ağımız var. Uluslararası bir vakıf haline dönüştürmeyi hedefliyorum.

Türkiye’nin toplumsal ve siyasal gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye, Kemalist devrimlerin, laik cumhuriyetin aydınlığından uzaklaştı.
Toplumun Atatürk ışığına dönük yüzü, yıllar içinde karartılıp, dokusu değiştirildi.
İslam coğrafyasının tek çağdaş ülkesi, irtica ve bölücülüğün kıskacındadır.
Artık gizliliği kalmayan çok yönlü bir plan, son darbeyi vurmaya hazırlanıyor.
Beklenmedik bir biçimde karanlık aydınlığa dönüşecek. Öte yanda filizlenen başka bir tohum var.
Umut asla tükenmez!

Türkiye’nin AB’ye girme çabasını nasıl yorumluyorsunuz?
Ülkemizin uluslararası platformda sergilediği politik duruş hakkındaki bakış açınız ne yönde?
Yaşanan bazı olaylar utanç verici.
Türkiye ABD’nin müstemlekesi değildir.
Yabancı ülkelerin elçileri genel vali görünümünde.
Avrupa Birliği’ne onurlu bir biçimde girilmesinden yanayım.
Ama, çok uzak olmayan bir tarihte ‘Avrupa Birliği’ diye bir oluşum kalmayacak.
Işık ve sevgiyle…

İLHAN İREM'LE BİR SÖYLEŞİ...


İLHAN İREM'LE "AGGRESSIVE" BİR SÖYLEŞİ... - Uzun bir yolculuktayım ben... Uçuş koridorumu değiştirdim... Tanınma yolundan - tanıma yoluna geçtim... Daha yüksek ve ışıltılı bir yere varmak için...- .....- Uzaklaşma duygusu hep içimde... Doğduğumdan beri... Üff! Ne hayat... Hep bişeyleri kurup, bişeyleri yıkmışım...- .....- Yoo! Pişman değilim...- .....- Hep duygularım ve isteklerim alıp götürmedi beni uzaklara... Kaygısızlar ve saygısızlar itiyor beni...- .....- Evet, kaygısızlar ve saygısızlar... Hayata... İnsana... Sanata... Kendilerine... Bak neler diyeceğim. "Ve Ötesi'nde" ; "Sığındığım her liman Yalancılar bölgesi..."Kendi limanıma sığındım... Kitaplar, Resim çalışmaları, Besteler, Kendi rüzgarlarım falan...- .....- Tabii döneceğim...Aslında gitmedim ki... Kenara çekildim... Sürü gidiyor yanlış bir yola...- .....- Ve ben şimdi bu sürüye "Ve Ötesi" diye bir plak hazırlıyorum... Yok, yok öyle bakma... Anlaşılmayan sanatçı edasıyla ortalarda gezinenlerden nefret ederim...- ..... - Karamsarlıktan da, Arabeskten de nefret ederim... Ne ki söyleyeceklerim gerçek... "Köprü" ile umduğumdan daha uzak iki yakayı birleştiriyorum... - .....- Birleşecek - birleşecek... Köprü daha işinin başında... Ama kültür-müzik çok yavaş ilerliyor be kardeşim...- .....- "Bir yankısın sen Birşeylerin yankısı Hayatın tekrar-tekrar Bir çarpışın sancısı..." (Ve Ötesi-Yankılar)Bir yankıyım ben... Böğürtüler susacak süreceğim... - .....- Ne yani? Hangi arenada, kiminle boğuşayım? Sanatçı denilen sarışın, Vıcık bayanlarla mı? TRT ile mi? Sanat, kültür, müzik, ekonomi, kan gövdeyi götürüyor... Bırakın sağlam kalayım... Yarın belki lazım olurum... Kendime... Bekleyenlere...Hey bekleyen var mı beni?... Hadi ya!... Siz. Bergen'e, Küçük Emrah'a filan takılsanıza... Acıların kadını, yetim Emrah...Çek-çek rakıyı...Ya da anlamı değişen "Aydın" kelimesi... Dumanlı barlarda boş konuşma balonları... Fonda Dire Straits, Cohen filan...- .....- Bir yere gitmedim... Onun için, dönemem... Yolum belli "Pencere-Köprü-Ve Ötesi"... Kafama göre takılıyorum... Belki de yolumuz ayrı... Ben ilerliyorum... Bazılarına göre geri gidiyorum... Çünkü yönümüz ayrı... Yön yok ki...Geçin Köprü'den, gelin Ve Ötesi'ne. Sonra da Koridor var... - .....- Sizden herşey beklenir...Şimdi siz beni suçlarsınız... Gittim, meydanı boş bıraktım diye... Hangi meydan? Arena... Arena... TRT ve birileri ayağa kalkmış, elini uzatmış ileriye, zafer işaretini ters çevirmiş, baş parmaklar yere bakıyor... Ve arslanlar yiyor sanatçıları...GEL Mİ YO RUM... Siz bana gelin... Kabuğumuz biraz daha güçlensin...- .....- Bari ortalarda bir yerlerde buluşalım... Köprü'de... Köprü için dört sene uğraştım... Elli binlik satış yetmiyor bana..."Ne haliniz varsa görün" de diyemem... Başarmayı seviyorum çünkü... Ama n'apayım kardeşim... Saçmalıkları alkışlamayın siz de... - .....- Sizi tavlamak için araya sazlar, cıvıltılar mı koyayım?... Olur, onu da yaparım... Ama önce siz bir nefes alın...Entel takılanlar... Özde iki kutup da aynı boku yiyor... Bırakın boş saplantıları... Dağıtın sislerinizi de, görün... Özgün tepelerde sekiz-on adam kaldı...- .....- "Sevgi hoşgörünün ikinci adıdır..." (Ve Ötesi - Hoşgörü)Sizi seviyorum... Hoşgörüyorum... Tek başınıza bişey yapacağınız yok... Gözleriniz sisli... Göremiyorsunuz...Peki... Ben aşağı iniyorum... -Size göre- Dönüyorum yani... Gözleriniz kamaşmasın, yoksa yine göremezsiniz... - .....- "Hiçbir şey ülkesinde Hiçbir şey, her şeymiş, Her şey hiçbir şey..." (Ve Ötesi - Hiçbirşey)- .....- Ve ötesi garip bir çalışma oldu... Korkmayın kozmik gariplik değil bu... Demem şu ki, İstemeden oldu... Eski İlhan koktu... "Ve Ötesi"... Romantik eskisi gibi... Ama bi dolu yenilik... Seversiniz-Seversiniz-Seversiniz...- ..... - Felsefesi mi?... Var tabii... Son şarkıyı sizin için yazdım...Adı; "Birşey anlamadım"..." Taş devri insanları Taşlaşmış duyguları Körelmiş bakışları Boş şarkıları... " (Ve Ötesi - Taş Devri) - ....." Ayın tozlarını, Sevdanın buzlarını savur... Sonrayı ver bana..." (Ve Ötesi - Ay Tozları)Sonrayı almaya geliyorum... Ve Ötesinden... Sonra da Koridor'dan geçip gideceğim... Metronom